Attila İlhan, 15 Haziran 1925'te İzmir'in Menemen ilçesinde dünyaya geldi. İlk ve ortaöğrenimini İzmir'de tamamladıktan sonra İstanbul'a geçti; hukuk eğitimine başladıysa da bu eğitimi yarıda bıraktı. Gençlik yıllarından itibaren sol siyasi görüşlere yakın duran İlhan, 1940'lı yıllarda lise öğrencisi olduğu sıralarda bir süre tutuklu kaldı.
Serbest kaldıktan sonra Paris'e gitti ve burada sinema eğitimi aldı. Fransız başkentinde geçirdiği yıllar hem sanatsal dünya görüşünü hem de şiir anlayışını önemli ölçüde biçimlendirdi. Türkiye'ye döndüğünde gazetecilik ve yazarlık alanında üretken bir döneme girdi; Milliyet, Cumhuriyet ve çeşitli kültür dergilerinde köşe yazıları yazdı.
Attila İlhan'ın şiiri, dönemin egemen akımlarından birçok açıdan ayrışır. Garip şiirinin sade ve halkçı söylemine karşı çıkan İlhan, İkinci Yeni'nin aşırı soyutlamasını da benimsemedi. Bunun yerine, serbest nazımla hece ölçüsünü ustaca harmanlayan; kent yaşamını, yalnızlığı, tarihsel belleği ve aşkı iç içe geçiren kendine özgü lirik bir dil kurdu. Fransız şiirinden, özellikle Jacques Prévert'den beslenen bu şiir dili, Türk okurunca geniş bir kitleyle buluştu.
İlhan'ın en çok okunan şiir kitapları arasında Duvar (1948), Sisler Bulvarı (1954), Ben Sana Mecburum (1960) ve Bela Çiçeği (1962) sayılabilir. "Ben sana mecburum bilemezsin" dizesiyle başlayan şiiri, Türk aşk şiirinin ikonik metinlerinden biri olarak hafızalara kazınmıştır.
Romancı kimliğiyle de güçlü bir iz bırakan İlhan, tarihsel roman türünde özgün bir çizgi geliştirdi. Geç Osmanlı dönemini, Kurtuluş Savaşı'nı ve erken Cumhuriyet yıllarını konu alan romanları, ideolojik bir perspektifle tarihi yeniden okuyan epik anlatılardır. Sokaktaki Adam (1953), Zenciler Birbirine Kavuşunca (1965) ve özellikle Yaraya Tuz Basmak (1978), Sırtlan Payı (1974) ile Kurtlar Sofrası (1963) öne çıkan romanlarıdır. Cumhuriyet'in kuruluş dönemini ve toplumsal dönüşümleri ele alan Fena Halde Leman (1980) ile O Sarışın Kurt (1991) da okur kitlesinde geniş yankı uyandırdı.
Attila İlhan, 10 Ekim 2005'te İstanbul'da hayatını kaybetti. Ardında bıraktığı şiir ve roman külliyatı, Türk edebiyatında hem toplumsal hem de bireysel boyutlarıyla çok katmanlı bir miras oluşturmaktadır.