Albert Camus, 7 Kasım 1913'te Cezayir'in Mondovi (bugünkü adıyla Dréan) kasabasında dünyaya geldi. Fransız sömürgesi altındaki Cezayir'de yoksul bir işçi ailesinin çocuğu olarak büyüdü; babası Lucien Camus, Camus daha bir yaşındayken Birinci Dünya Savaşı'nda hayatını kaybetti. Annesi Catherine Sintès ise işitme engelliydi ve okuma yazma bilmiyordu. Bu ağır koşullar, Camus'nün insanın kaderle ve anlamsızlıkla yüzleşmesini merkeze alan felsefi dünya görüşünün temelini attı.
Cezayir Üniversitesi'nde felsefe eğitimi gören Camus, öğrencilik yıllarında vereme yakalandı; bu hastalık hem sağlığını hem de akademik kariyerini sekteye uğrattı. Buna karşın felsefi ve edebi çalışmalarına ara vermedi. 1942'de yayımlanan Yabancı (L'Étranger) romanı ve aynı yıl kaleme aldığı Sisifos Söyleni (Le Mythe de Sisyphe) adlı felsefi denemesi, onu dünya çapında tanınan bir düşünür ve yazar konumuna taşıdı.
İkinci Dünya Savaşı yıllarında Fransız Direniş hareketi içinde yer alan Camus, yeraltı gazetesi Combat'ın yazı işleri müdürlüğünü üstlendi. Savaş sonrası dönemde Jean-Paul Sartre ile kurduğu yakın dostluk, zamanla derin bir felsefi ayrılığa dönüştü. Camus, varoluşçuluğu ve tarihsel şiddeti meşrulaştıran ideolojileri sert biçimde reddederek ahlaki tutumunu korudu.
1947'de yayımlanan Veba (La Peste) romanı, Nazi işgalini ve totalitarizmi alegorik biçimde ele alarak Camus'nün en olgun yapıtlarından biri sayılmaktadır. 1951'de kaleme aldığı Başkaldıran İnsan (L'Homme révolté) ise özellikle Sartre çevresiyle ciddi bir kopuşa yol açtı; Camus bu kitabında devrimci şiddeti ve Marksist totalitarizmi kökten reddetti.
1957'de Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülen Camus, ödül konuşmasında edebiyatın insan onuruna hizmet etmesi gerektiğini vurguladı. Ne var ki bu büyük tanınırlıktan yalnızca birkaç yıl sonra, 4 Ocak 1960'ta Burgundy yakınlarında geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetti. Henüz 46 yaşındaydı. Kazada birlikte olduğu arkadaşı ve yayıncısı Michel Gallimard da hayatını yitirdi.
Camus, edebiyat tarihinde özellikle "absürd" kavramıyla anılır. Absürd, insanın anlam arayışı ile evrenin bu arayışa verdiği sessiz yanıtsızlık arasındaki derin uçurumu tanımlar. Camus'ye göre bu çelişkiyi kabullenmek ve yaşamayı sürdürmek, bir tür başkaldırının ta kendisidir. Bu felsefi tutum, onun tüm edebi yapıtlarına sinmiş temel izlektir.