Mutlak bir yol vardır gidilecek
Şüphesiz ki bizi kandıracak, suratımızdan ağu dökülecek
Vardır kilitli bir kapı ardına kadar açılacak
Ben yolda karşılaşma ihtimalim olanları düşünüyorum şimdi
Görür müyüm bir Fransız İhtilali
Bir çıkarmaya rastlar mıyım Normandiya’da
Darmadağın olmuştur tüm yurtlar
Birleşemeyen uluslar kudretli gücünü aşmıştır sıradağlar ardında
Ben alenen vazgeçemediğim için mahrem dudaklardan
Bütün şairlerin mahlaslarını sırtlanıp
Saklı tuttuklarımı gökten yağdırmaya yemin ettim
Güç bela yetişmem gerekti menzile bakmayın kusuruma
Ya da bakalım birlikte
Atamadığımız taşların yardıkları mükellef başlara
Bu virajı ben döner miyim, ben Elif miyim dimdik ayakta
Hiç mi yıkılmasın bu putlar ardı ardına
Musa o denizi yarmasın mı, yerden ekmek fışkırmasın mı
Koşmanın ardındaki mucizeye kafirler şahit olmasın mı
Atlar beni tanımaz, ben ise hiç unutmam dört nala koşmayı
Geceler sancıya kalmış ha doğurdu ha doğuracak
Gayretini toplayan yıldızını alıp gelmiş
Kovalarca yıldız var kovalarca ışık
Tüm bu yaşananlara muhkem ayetler var
O ayetler ki gözlerindir satır satır
Okunmaya muhtaç şerhe kapalı
Yani umurumda değil rastlayacaksam kutsalıma
Ne bir ihtilal ne Normandiya’da çıkarma
Bavulumda yıllara sığdıramadıklarım
Çıkardım içinden hepsini geliyorum
Kollarının birleşiminden ortaya çıkan o boşluğa sığınmaya
Ne yapsam ne etsem eğri oturdum senden bahsederken
Sözlerimi al avucuna, at bir bir oruçlu ağzına
Dürüstlük bozmaz niyeti yutsan da yutmasan da
Bırak marteniçkayı Yusuf kurtuldun artık kuyudan
Bir leylek bir kırlangıç buluruz konuşup Süleyman’la
Umudunu diline bağla yanında hep taşı
Uçurumdan atarsan tutamayız hiçbirimiz o taşı
Davud yumuşatır demirleri, kırmızı yaldızlı çerçeveyi bana bırak
İlkbaharın bağrında büyüyen o delişmen yeşil gibi
Bütün ihtilalleri, seferleri, unutulmuş duaları
Toplayalım dile gelen dağlardan
İçimizde taşıyalım hepsini
Dallarını uzatan koca asil çınar gibi
Tut ellerimi, elimizde kalan tek kutsal budur
Gözlerin hariç
Ne bir ihtilal ne de kanla yazılmış tarih
Tanrısına âşık iblisin gölgesinde
Ateşten geçmiş her kelimenin isini sürelim avuçlarımıza
Göğe uzanan her avuç ilk harfine dönmek isterken
Ben mavi dizelerinde kaybettim kendimi.
Görüyor musun zamanı, sızıyor çatlak bir testiden
İçtiğimiz her yudum bizi toprağın kokusuna yaklaştırıyor
Kaç kere sürgün edildim harlı busenden
Ve kaç kere susturuldum yüzüme vuran suların sesinde
Ey geceyi aklayan yıldız!
Ey düşlerimizi yontan güneş!
Açın kapılarınızı ve bırakın göçebe dualarımızı
Bozkırın ortasında vaha bulsunlar kendilerine
Nitekim biz, savaşın üvey evlatları değiliz
Biz, bir fısıltının peşinde yürüyenleriz
Adımlarımız tufandan artakalan son tahta parçası
Yunus gibi bekledik, üç gece ve üç gündüz
Gözlerimizi kapattık sabrın ve pişmanlığın kabuğunda
Bize de bir ayet bırak gökyüzünden
İbrahim’in yandığı ateşi serinlet
Biz hala ateşin ortasında yürüyenleriz
Bizi de katın devrilen putların arasına
Bizi de yazın mucizelerle dolu satırlarınıza
Lût’un terk ettiği şehirler gibi bıraktık ardımızda taş kesilmiş geçmişi
Kıyamet, insanın içinde saklanır.
Tut elimden
İşte bütün mucizeler burada başlıyor
Ne denizleri yaran bir asa ne de gökten inen sofralar
Bütün ihtişam birbirimize uzanan ellerde saklı
Ne bir ihtilal ne Normandiya’da çıkarma
Bizi kurtaracak olan
İçimizde saklı duran en eski dua.